Son Yazılar

Psişik Mevzuular 44, ” Önemi Olmayan Küçük Yanlış Anlamalar! “

6 Mayıs 2014 Pazartesi, 8373’ten telefonuma düşen mesaj:

“ Yağı kemiğine bürünmüş oğlak mevsiminin son demlerini yaşadığımız bu günün akşamında, tabii ki Bakan’ın Ganyanda ve dahi İstanbul yarışlarının son ayağına müteakiben toplanıyoruz. Mavra büyük. Dünya yansa yıkılsa gel. Harbiden !-! ”

Ünlem tire ünlem(!-!) : Bi’nevi semtsel şifre, kesinlikle kaçırılmaması gereken bi’mavra olacağının emaresi.
8373: Semt hayatının inceliklerinin halen yaşandığı ve yaşatıldığı Semt-i Tepecik’in kurumsal telefon numarası. Semtin ileri gelenleri tarafından akledilmiş akıl dolu bir hizmet.Haberi aldıktan sonra Reis’i aradım, hemen dakkasına.

-Reis geçerken beni de alırsın. Evdeyim yahut o ağacın altında. Bilmem hatırlıyor musun?

-Tağmmam tağmmam.

Semt hayatını teneffüs ettiysen böyle kısa ve net konuşman gerekir. Adaptandır. Adapsa, her şey…

Ganyana girdiğimizde yarışseverlerin handiyse hepsi dağılmış, oğlak çevirme temalı akıllara zarar bi’sofra kurulmuş durumdaydı.

Hayata karşı takındığı tavır ve gündelik işlerinde kullandığı üslup, jest ve mimikleriyle tam da bizim anladığımız manada Reis lakaplı Reis, zamanında kovaladığı devrim, sosyalizm, halkların özgürlüğü ve kardeşliği gibilerinden kavramlar sebebiyle üstüne isminden önce yapışan lakabıyla Halkımız Cihan Usta, bilhassa üstüne vazife olmayan işleri vazife edinmesiyle meşhur olmuş Bakan, gelmiş geçmiş en efsane selfie gurusu Süslü Nusret Abi, hesapta olmayan ihtimaller, hesabın en kuvvetli kalemidir yanılgısını hayatının her anına taşıyan Hiçbelliolmaz Eko, iki kişilik sandalyede tek başına oturduğu halde üç kişi oturuyormuş gibi görünen Büyük Başkan, sessizin sessizi ses tonuyla kendisini can kulağıyla dinletebilen ve fakat ne hazindir ki hiçbir şey anlatamayan Cımbız ve bendeniz Son İttihadçı mahlasımla akşamcı sofrasının müdavimlerini oluşturuyorduk. (daha&helliip;)

Tarih: 28. 03. 2016

MAHZEN

col1-1

Anjelika Akbar/ Kamelya

Evvelce nesir doğar, nesir yaşardı bu toprakların insanları,
Yalnızca ölürken ilahi şiirden iki mısra dudaklarında,
Yoksunluk yakınca anlarlar; acıdan akan bir yudum şaraptan,
Bir yudum da taze ilkbahardan alalım, azık olsun yanımızda.

Mahzenin çürümüş fıçıları pejmürde, içindekiler sirkeye benzer,
İptidai olan ahlakları; bir de karanlıkta beni beklerler.
Ateşler içinde ruhun asaleti, yüksekten düşünce naçar oldu serkeş,
Övünçleri taşmış ağızlarından, çirkinleşmiş etrafımdaki herkes.

Gözlerimi kapadığımda hezarfen olurum, hiç tasalanmam.
Kirpikler vedalaşınca sesler çoğalır, aralarında kalırım samimiyetsiz!
Istırabım kendimle; batın ederim zatımı da sonra ete kemiğe bürünürüm,
Hem bizi cahil bırakanlar, bu âlimler değil miydi kifayetsiz! (daha&helliip;)

Tarih: 01. 03. 2016

Ben, Toprak ve Fırat

10681916_10153189306018986_428579690_n

 

Bir kış günüydü, kesildi damarımız
Adımızı kazıdılar yanımızdan.
Tabutluklarda Tanrı Dağı’nı gören adamların
Gözlerinden düştük önce.
Sıkılan yumruk açılınca anladık,
Morarmış tırnaktık şahadet parmağında.
Bizi paslı bir kerpetenle söktüler.
Düşmek, sökülmek, kesilmek
Ne zordu anlatamadım.
Anlatamazsın da…
Bağıracağın kuyulara saklandın sen,
Alnında parlayan korkularla.
Uçuruma itilme korkusuyla saklandığımız kuyular,
Düşüp kaybolacağımız vadiden daha aydınlık değildi hâlbuki.
Soğuk zeminde bir yankı olarak kaldık.
Çünkü tükürülmüş kırık bir diştik artık,
Filistin askısında “Allah” diyen ağızlardan.

Sonra Fırat düştü.
Her şey, her yanıyla bir kez daha düştü.
Hüseyin’in dipçiklenen başındaki takkesi,
Kurşunlanan Ahmet’in ellerinden kitabı,
Acılı ananın dövünürken yazması,
Dilini ısıra ısıra ağlayan babanın omzu…
En son; gözyaşı düştü toprağa.
Hâlbuki kavilleşmiştik ağlamamak için
Her şeyiyle tersine olan bir şehrin sokağında.
Yani; insanın, tanındığı yerinden vurulduğu bir şehirde,
Gözyaşlarımızdan vurulmamak adına.
Ses verdi toprak;
“üzerime ne döküldüyse
Benden çağlayacak da odur”
“Fırat” dedim “Fırat”
Kan tükürdü toprak
Hakkı alınmamış kanlar adına. (daha&helliip;)

Tarih: 19. 02. 2016

Psişik Mevzuular 43, ” Kimse Kusura Bakmasın, Bu Kıyamet Kopartılacak! “

Fakat unutulmayacak şeyler vardır ve günlerin tek vasfı geçiciliğidir. Bu böyledir, hep, istisnasız…

Renklerin saltanatı şeklinde tebarüz eden ılık ve konuşkan o sonbahar sabahı mesela, hiç unutulmayacak. O günün uykusuzlukla zenginleştirilmiş gecesi de… Ona keza hevesler tarafından bile isteye kandırılmak için şahane bir gün olduğu da… Günlerden cumartesi,

Gece zor bile geçmeyen bi’geceydi. Geçmesi gereken geçmemiş, beklenen telefon gelmemiş üstelik erken uyanmıştım. Bozulan asabımı düzeltmeye çalışıyordum. Yeni nesil vileda ile saatlerce oynayıp zihnimi unutulmuş göl dinginliğine ulaştırdıktan sonra çekyatın üstüne bal misali akan güneş ışığına milimetrik sığınmış beklentisiz bekliyordum ki, bi’patırtı bi’kütürtü akmaya başlamıştı bahçeden odama, oradan da sığıntısı bulunduğum çekyata doğru. Bana ve kulaklarıma yani. Bahçede prova edilen mini kıyamet kopartma oyunu sahneleniyordu sanki. Balkona çıkarken Valide Hanım’a neler oluyor bahçede bab’ında işmar ettim. (daha&helliip;)

Tarih: 11. 02. 2016

Pamuk İpliğine Düğümler-2

“Beni hatırlamayın. Hatırda kalacak bir yanım yok. Yalnızca biraz şefkat bakışlarınızdan beklediğim. Benimle birlikte tüm insanlığa ve tüm hayvanata ve tüm var olana. ‘Şu köşede kıyamet kopuyor. Hadi elimden tutun, gidelim bu lanet yerden.’ desem kim benimle gelecek kadar hazır. Ben değilim. Ne yaşamaya ne de ölmeye. ‘E peki ne bok yemeye?’ Hele bi durun, biraz zamana ihtiyacım var. Kendimi kurtarmak yetmez, belki içinizden bi kaçını da beraberimde götürürüm. Ama önce, beynimi kemiren kurtlar senin de parazitin olmalı. Sorduğum sorular dönüp dolaşıp ayağına takılmalı. Boşunaysa tüm bu kafamdaki karmaşa, sen elimden tutmalısın ki yeniden doğamasam bile ölmeden bi anlamım olmalı. Bu üzerimizdeki ölü toprağı hepimizden sorulacak. Benimki sana, seninki yine sana. Haha. Öyle değil aslında. Ama delirmişsem bi sebebi olmalı.” (daha&helliip;)

Tarih: 01. 02. 2016

Bu Bulantı Mideye Değildir

Gastronomik telaşlar ile geçirdiğimiz onlarca sene,
İsraf değildir bu ömürden, ama insanı yüceltmez de.
Mide, karanlık bir bok çukuruna adaptasyon,
Suyuna gidersen cennetten rezervasyon aynı zamanda.
Olmasaydı böyle bir uğraş, düşün mahrum kalınacak zevkleri?
Düşünme! Düşünmeyle bilinemez elbette…

Uyuyan ile ölene gösterdiğiniz saygının yarısını,
Tembellere de gösterin, hem onlarda hiçbir şey yapmıyorlar.

Mutluluğa ulaşmak için küçük bir önerim naçizane:
Kurabiye dolu kavanoza uzanmak istemelisin; nihayetinde
Kurabiyeler değil, kavanozun şeklidir seni büyüleyen.
Birini yemek yerken izleyip şenlenen insanlar da iyidir.
Hem yalnız değilsin hem de sadece sen yersin,
Cebinde olmalı bunlardan birkaç tanesi, bu yemek işi hiç bitmesin. (daha&helliip;)

Tarih: 27. 01. 2016

Psişik Mevzuular 42, ” Buluşmaların Buluşu: Koltuk Takımı “

İlgisi bulunan hemen hemen herkesin bildiği bi’Kızılderili hikâyesi anlatmış ve eklemiştim: “ Bu dünyada boş beleş işlerle bi’tek Kızılderililer uğraşmamıştır. Bu yüzdendir ki Kızılderililer’in fıkrası yoktur. Paso atasözü paso öğüt, “ dedikten sonra; semtimizin 7/24 hizmet veren güzide balıkçısı Ton Balık’ın önünden geçerken yani…

-Balık yiyelim mi? Diye sordu Şef,
-Balık yemek için geç kaldık sanki biraz Şef?
-Haklısın. Balıklar da uyumuş olabilir…

Bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki, dünyaya bi’kere daha gelseydim yine Şef ile tanış olup adeta bi’dilek balonu gibi içten içe yanarak bi’çırpıda sönen hayaller kurmak isterdim. En nihayetinde sıradan bi’trajediyi nüktedan bi’neşeye çevirebilenlerle kim tanış olmak istemez ki?

Kendisine sıra dışı bi’fayda dokundurma yöntemi belirlediği muhakkak idi ve bi’kütüphane ancak böyle dâhice tasarlanmış geç kalmalar sayesinde esaslı bi’kütüphane olabilirdi. (daha&helliip;)

Tarih: 14. 01. 2016

Melek’in Gözlerinde Gördüğümdür

CVpbwMZVEAA2yVW

Esasında bu bir kördüğümdür.

İnsanın insana utanç olduğu devirlere büyüdük. Ve biz büyüdükçe utanç da büyüdü. Kendimize dair “dik duruyor” zannımızdan, anlayamadık dünyanın yamuk olduğunu. Bir yamukta var olan yamukluğumuz, bizi yamuk dünyaya göre “dik” yapsa da, Melek’in gözlerinde kamburumuz görünüyor.

Çünkü Melek’in gözleri her şeyi gördü. Lakin Melek’in gözlerinin kaç uçak, kaç roket, kaç füze, kaç kopmuş kol ve ölmüş insan gördüğünün istatistiği tutulmuyor. Artık insan da dâhil hiçbir şey insan sınırı içinde değil ve Melek’in gözlerinde taşıdıkları, insani olmayan hiçbir şeye somut veri teşkil etmiyor.

İnsan bazen yanlış bir şey yapmasa da ona mukabil edilgenliği ile yanlışı büyütebiliyor. Zalim olmasa da mazlum, yani zulüm gören olmak gibi.

İnsanın bu yüzyılda eksik kalan yanı, acıyı hissetmemesi. Hâl böyle olunca bombalanan bir pazar yerini izlerken sofrada salatanın suyuna ekmek banabiliyoruz. Yine çayını karıştırırken, “hastanede yaralı çocukların ağlamasını duyunca “televizyonun sesi çok fazla, kıs lütfen” diyebiliyoruz. Yahut haddinden fazla “bilinçli” birkaç genç olarak unutmama yeminleri edip, ardından ağzımızı ayıra ayıra gülebileceğimiz bir lakırdının etrafında saatlerce çömelebiliyoruz. Sonunda herkes her şeyi unutuyor ve kimsenin de kalbine bir bok olmuyor. (daha&helliip;)

Tarih: 03. 01. 2016