Son Yazılar

KARA KAHVEHANENİN MUHABBETLERİ

1.

-Binbaşı Hüsnü’nün, sofradakilere, Hakkı Celis’in nasıl şehit olduğunu uzun uzun anlatmasından sonra herkesin ağzının tadı kaçar. Müteessir olan Seniha için yazar şöyle der; “Seniha sadece güzel ve süslüydü, bu kadar.” İşte; bizlerin hayatı da sadece Seniha gibi güzel ve süslü. Bütün vakalar bir yel gibi saçlarımızı okşayıp gidiyor. Ama hayatımız sadece güzel ve süslü. Bazen Hakkı’ya anıt mezar yaptırmak isteyen şeker tüccarı gibi, bizi, vazifemizi yaptığımıza ikna edecek aksiyonlarımız olmuyor değil. Fakat her şey bittiğinde, yemek masasındaki Seniha gibiyiz. Ruhumuz, derinlere, çok derinlere gömülü. Hayatımızdaki görece güzellik ve süs akacak, yitecek. O vakit…

Murat sözünü tamamlayamadan Cengiz araya girdi;

-Yeter be bilader! Benim hayatımda süs falan yok. Aksine bok gibi. Leş gibi. Doktor olan sensin bilader, süsü güzelliği kendi hayatında ara. Ulan tamam, mahallenin çocuğusun, buradan çıktın gittin, iyi de mahallende süsü güzelliği hangi çatı altında gördün. En kralımız sabaha kadar taksi başında direksiyon sallıyor. Daha geçen Şaban Abi bok püsürük içinde öldü. Zeynep Teyze hala arkadaki yüksek katlı apartmanların kazan dairelerinden boşaltılan küller arasından yanmamış kömür parçaları ayıklıyor. Sen de bizim hayatımızı, siktiri boktan kitapları* okuyup okuyup iyiydi güzeldi diye bize kakalıyorsun.”

-Ulan Cengiz, mahallenin iğnecisi olarak çok göt** gördüm ama senden götünü de görmedim. Lan bir sus, bir dinle, bir lafını bitirsin çocuk.

-Ayıp oluyor Yıldırım Amca.

-Sumsuğu gözüne vurdum mu görürsün ayıbı teres. Sus da dinle. (daha&helliip;)

Yayınlandı: 29 Ekim 2016

Seni Seviyorum Dememek İçin- 3 ”Zarafet”

u-kadin-yagli-boya

Ferhat Armut/ Ballad ”Kavramsızlık”

Zarafetinden bardağı üç parmakla tutan sevgilim…
Bu benim rahatsız olma isteğim midir?
Kalbimdeki odan hazır, anahtarı üstünde ve aralıklı;
Gıcırdayan nefesin, yüzüme vurur her seferinde
Kapanmaz, kilit tutmaz, ikna edilemez uyduruk kapısı.

Dualarımda yanlış anlaşılmaktan çok korkarım!
Anlatım bozukluklarıma rağmen ne mutlu ki kabul edilir
Yalnızlığa gömülmeden önce gururuyla yıkar bedenimi,
Sinir harbinde ve mühimmatım tükenmek üzereyken
Boğazımda düğümlenen bu şeyin Latince karşılığı nedir? (daha&helliip;)

Yayınlandı: 26 Ekim 2016

Unutulan Bir Resim

Hüseyin Utku Gülbahar’ın hiç gelmeyecek olan gençliğine…

Eğildi ömür, çizildi kader
Bugün dünyaya bir hâl oldu
Gözlerimizin içine damlasın artık keder
Ahirete kaldı dualarımızdaki utku.
****

Güneşin doğmadığı yerdeki bu serinlik,
Kendi gölgemiz zannettiğimiz bir karanlık.
Biz bu hayatın yıkık duvarıyız,
Nisyan adlı çivi çakılı gırtlağımızın tuğlalarında
O çivilerde bir resim,
Boyundan büyük bir koldan sarkan, minicik ayakların olduğu.
Yani sende sana, bende bana haram zıkkım olacak bir yaşanmışlık.
Olmadı.
Ayakkabımızı soksak yutacağımız genişlikte boğazımızla
Yaşadık, yaşıyoruz,
Seslenseler, kum olup düşecek iskeletlerimizle.

Göğsümün ortasından çaktılar beni bu duvara Hüseyin,
Hayatın zaruretleri denilen biz kazıkla.
Gözümde damla damla birikenleri verdim önce.
Saçımdaki o ilk akların taşıdığı anıları sonra.
Anladım, seninle biz, aynı göğün altında değiliz.
Bir bir anlattım o kirli gözlere,
Yağmurlu göğün bağrında gördüklerimi. (daha&helliip;)

Yayınlandı: 06 Eylül 2016

Şarapneller-IV

6250_10

Burası esasında konuşamayanların yeri. Hayatında kaçırdığı ne varsa konuşamadığından dolayı kaçıranların yeri. Yoksa insan niye yazsın. Niye bütün konuşamadıklarını, bir kalemle kâğıdın göğsüne kazısın. Bu, son noktadır.

Bunu da buraya yazıyorum. Okunabilir mi, anlaşılabilir mi bilmiyorum. Zira kalemin kalem, kâğıdın kâğıt, lafın ise kelâm olmadığı bir çağda yazıyorum. Belki de bundandır bizim pervasızlığımız. Yazma hadsizliğimiz.  Bize de gün doğması bundandır belki. Gün doğması derken; daha önce de dediğim gibi hâlâ güneşi ve ampulü ayırt edemiyorum. Yani süzülerek kapımın altından odama vuran her ışıkta bir şafak heyecanı yaşıyorum. Ve çok iyi anlıyorum ışığa üşüşen sinekleri. Tanpınar demişti; “Hakikatte bir şafak diye baktığın şey, bir yangındır.” Diyemiyorsun işte; “bir yangınımız bile yok baba, karanlığa bakıyoruz şafak diye, koca bir karanlığa”

Tanpınar bu cümleyi şöyle bitirmişti; “Hiçbir yara kurcalamakla iyileşmez.” (daha&helliip;)

Yayınlandı: 17 Haziran 2016

Gündüzün Hayrına Yorulmalı Gecenin Kasveti

Bir yıldız kayıyor ve ben bir dilek tutuyorum.

O hareket etmiyor olsa dahi, ben mutlu olmak istiyorum.

Geçenlerde yine kapım çalındı, üç kez art arda.

Yokum dedim, yine, bir daha çalınmama pahasına.

Sanıyorum bu özgüven artık yalnızlığa çalıyor.

Ah, bir de her gelen seni aratmasa. (daha&helliip;)

Yayınlandı: 23 Mayıs 2016

Psişik Mevzuular 44, ” Önemi Olmayan Küçük Yanlış Anlamalar! “

6 Mayıs 2014 Pazartesi, 8373’ten telefonuma düşen mesaj:

“ Yağı kemiğine bürünmüş oğlak mevsiminin son demlerini yaşadığımız bu günün akşamında, tabii ki Bakan’ın Ganyanda ve dahi İstanbul yarışlarının son ayağına müteakiben toplanıyoruz. Mavra büyük. Dünya yansa yıkılsa gel. Harbiden !-! ”

Ünlem tire ünlem(!-!) : Bi’nevi semtsel şifre, kesinlikle kaçırılmaması gereken bi’mavra olacağının emaresi.
8373: Semt hayatının inceliklerinin halen yaşandığı ve yaşatıldığı Semt-i Tepecik’in kurumsal telefon numarası. Semtin ileri gelenleri tarafından akledilmiş akıl dolu bir hizmet.Haberi aldıktan sonra Reis’i aradım, hemen dakkasına.

-Reis geçerken beni de alırsın. Evdeyim yahut o ağacın altında. Bilmem hatırlıyor musun?

-Tağmmam tağmmam.

Semt hayatını teneffüs ettiysen böyle kısa ve net konuşman gerekir. Adaptandır. Adapsa, her şey…

Ganyana girdiğimizde yarışseverlerin handiyse hepsi dağılmış, oğlak çevirme temalı akıllara zarar bi’sofra kurulmuş durumdaydı.

Hayata karşı takındığı tavır ve gündelik işlerinde kullandığı üslup, jest ve mimikleriyle tam da bizim anladığımız manada Reis lakaplı Reis, zamanında kovaladığı devrim, sosyalizm, halkların özgürlüğü ve kardeşliği gibilerinden kavramlar sebebiyle üstüne isminden önce yapışan lakabıyla Halkımız Cihan Usta, bilhassa üstüne vazife olmayan işleri vazife edinmesiyle meşhur olmuş Bakan, gelmiş geçmiş en efsane selfie gurusu Süslü Nusret Abi, hesapta olmayan ihtimaller, hesabın en kuvvetli kalemidir yanılgısını hayatının her anına taşıyan Hiçbelliolmaz Eko, iki kişilik sandalyede tek başına oturduğu halde üç kişi oturuyormuş gibi görünen Büyük Başkan, sessizin sessizi ses tonuyla kendisini can kulağıyla dinletebilen ve fakat ne hazindir ki hiçbir şey anlatamayan Cımbız ve bendeniz Son İttihadçı mahlasımla akşamcı sofrasının müdavimlerini oluşturuyorduk. (daha&helliip;)

Yayınlandı: 28 Mart 2016

MAHZEN

col1-1

Anjelika Akbar/ Kamelya

Evvelce nesir doğar, nesir yaşardı bu toprakların insanları,
Yalnızca ölürken ilahi şiirden iki mısra dudaklarında,
Yoksunluk yakınca anlarlar; acıdan akan bir yudum şaraptan,
Bir yudum da taze ilkbahardan alalım, azık olsun yanımızda.

Mahzenin çürümüş fıçıları pejmürde, içindekiler sirkeye benzer,
İptidai olan ahlakları; bir de karanlıkta beni beklerler.
Ateşler içinde ruhun asaleti, yüksekten düşünce naçar oldu serkeş,
Övünçleri taşmış ağızlarından, çirkinleşmiş etrafımdaki herkes.

Gözlerimi kapadığımda hezarfen olurum, hiç tasalanmam.
Kirpikler vedalaşınca sesler çoğalır, aralarında kalırım samimiyetsiz!
Istırabım kendimle; batın ederim zatımı da sonra ete kemiğe bürünürüm,
Hem bizi cahil bırakanlar, bu âlimler değil miydi kifayetsiz! (daha&helliip;)

Yayınlandı: 01 Mart 2016

Ben, Toprak ve Fırat

10681916_10153189306018986_428579690_n

 

Bir kış günüydü, kesildi damarımız
Adımızı kazıdılar yanımızdan.
Tabutluklarda Tanrı Dağı’nı gören adamların
Gözlerinden düştük önce.
Sıkılan yumruk açılınca anladık,
Morarmış tırnaktık şahadet parmağında.
Bizi paslı bir kerpetenle söktüler.
Düşmek, sökülmek, kesilmek
Ne zordu anlatamadım.
Anlatamazsın da…
Bağıracağın kuyulara saklandın sen,
Alnında parlayan korkularla.
Uçuruma itilme korkusuyla saklandığımız kuyular,
Düşüp kaybolacağımız vadiden daha aydınlık değildi hâlbuki.
Soğuk zeminde bir yankı olarak kaldık.
Çünkü tükürülmüş kırık bir diştik artık,
Filistin askısında “Allah” diyen ağızlardan.

Sonra Fırat düştü.
Her şey, her yanıyla bir kez daha düştü.
Hüseyin’in dipçiklenen başındaki takkesi,
Kurşunlanan Ahmet’in ellerinden kitabı,
Acılı ananın dövünürken yazması,
Dilini ısıra ısıra ağlayan babanın omzu…
En son; gözyaşı düştü toprağa.
Hâlbuki kavilleşmiştik ağlamamak için
Her şeyiyle tersine olan bir şehrin sokağında.
Yani; insanın, tanındığı yerinden vurulduğu bir şehirde,
Gözyaşlarımızdan vurulmamak adına.
Ses verdi toprak;
“üzerime ne döküldüyse
Benden çağlayacak da odur”
“Fırat” dedim “Fırat”
Kan tükürdü toprak
Hakkı alınmamış kanlar adına. (daha&helliip;)

Yayınlandı: 19 Şubat 2016