Son Yazılar

Sevgiliye Mektuplar

 

“Kayıp ruhun kabul görmüş bedenisindir, özündeki yaraları sözündeki yalanlarla saklayan.”

Ara sıra takındığın sitemkar ses tonuyla anlatıyordun başından geçenleri. Birilerine sinirlenmiş, birilerine sinir olmuş, herkesten nefret ediyordun. Hayatın, mecburiyetler sebepli, verdiği dersin en çalışkan öğrencisi olarak her zamanki kabullenmişlikle cevap verdim: ‘Boşver. Hadi uyu; uyandığında her şey eskisi gibi olacak.’ Sana da kızıyorum dedin. Neden dedim, ben ne yaptım sana? Hiçbir şey. Bir şey yapmadığım için mi kızgınsın? Evet. Yani seni kızdırmadığım için kızgınsın. Evet.

Sessizlikler öyle sanıldığı kadar uzun sürmez. Bir, bilemedin iki saniye. Film şeridi dedikleri şey de sessizliğin sonucu. Hadi hep beraber mırıldanalım.”Ben nerde yanlış yaptım?” O an, yaptığın değil sadece, yapmadığın yanlışlar da gözlerinin önünden geçer. Mantık süzgeci değil de rasyonel bir yel değirmeni gibi. Ağır ağır dönerken seni esir alır. Ne yaptıkların için pişmanlık duyarsın ne de yapmadıkların için hayıflanma hissedersin. Duyguların geç kaldığı anılar geçidi.

Kapatıyorum. Son sözün bu mu? Hayır, iyi geceler. İyi geceler.. Sohbeti yarım bırakmaktan hoşlanmam ama hislerin yarım kalmasından nefret ederim.

Bazen senden hiç umutlu olmadığımı söylemiştim. Hatırlıyor musun? Aslında senden değil senin benim olma ihtimalinden. İşte şu an zaman, ‘bazen’ diye damgalandı. Benden hoşlandığını hatta cüretkar olduğun anlarda beni sevdiğini söyledin -sandın-. Bunun çok uzun sürmeyeceği gibi bir korkum -kehanetim- vardı. Bak sana ne anlatacağım. Bir zamanlar çok seven bir çocuk varmış. E tabi çok sevilen bir kız. Çocuk, altında kaldığı yükü bir gün kızın önüne sermiş. Kız bakakalmış. Tam sekiz ay bakmış. Çocuksa sekiz ay boyunca daha ağır yükler yüklemiş omzuna. Kız sekiz ayın sonunda elinden tutmuş çocuğun. Bu yükü sırtlanan çocuğun karşısında ne yapacağını bilememiş olacak ki elinden tutmuş. Düşüncem o ki, çocuğun iyi bir insan olduğunu düşündüğü için kabul etmiş. Sonra avrupaya gitmiş kız, eğitimi için. Döndüğünde artık çocuğu sevmiyormuş. Bu hikaye üzerine çok düşündüm. Kızın orada Rönesans dönemine denk gelip aydınlandığını sanmıyorum. Sadece bir yanlışı düzeltmiş. Sen de benim iyi, nazik ve düşünceli bir insan olduğumu düşünüp elimden tuttun. Senden daha yaralı bir insan, güvenmek için doğru insandır. Sonucunda yaralar sarılmasa da güven duygusu sarsılmaz.

Köşede kuytuda kalmış bir kağıt parçası. Çarpık harflerle yazılmış bir not. “Sonunda benden sıkılmak için çok fazla nedenin olduğunu göreceksin.”

Sanırım gördün.

Tarih: 02. 09. 2015

Düşüncemin Kokusu

Her şey  düzen içinde bir ölçü ve olması gereken ahlâk…

EHTorchlight07019

Rachid Taha & Kirstie Hawkshaw- Valencia

Ne kadar kendimden uzaklaşmak istesem,
Geri dönecek tâkati ruhumda bir türlü bulamam.
Pek zor gelirim kendime.
Nedeni, ben mi yoksa uykuya dalarken,
Kulağıma fısıldanan kelimeler mi?
Bir yastık kadar yakın ölüm yahut hepten ölüyüz.
Belki de hiç yaşamadık ki?
Kâbih deme! Söylenecek o kadar çok şey varken…

Elini tuttuğumuz kadınlar değişti,
Yaşadığımız şehirlerde öyle.
Güneş batarken eve gelen babanı hiç kravatla görmedin,
Artık kravatıyla duvarda asılı, güneşin doğmasını bekliyor.
Bu arada gemiye gelen güvercin sevseydi zeytini,
Eminin eli boş gelirdi ya da hâlâ beklerdik zevkini.
Saçlarının rengi de değişti,
Ve şimdi de moralin…
Düşüncelerin demir gibi ağır, saydam ve arkası görünüyor
Herkesin buyur edemeyeceği bir koku,
Kafanın içi tarçın kokuyor.

Pişmiş toprak kapların içine koyun kalbimi,
Sonra bir yanardağın bacasından atın içeri,
Hiç gitmediğim yerlerde rüyalarımı görmeye,
Eski olan her şeyi özlemeye ve en önemlisi de,
Tarçın koklamaya devam edebilir miyim?
Özgürlüğün verdiği coşku ile
Yalnızlığın korkusu dövüşedursun,
Merhametin dizleri titresin, şefkatin ise ödü kopsun,
Gel, biz fotoğrafları olmayan, unutulmuş,
Zorla âşık olmuş ve huzurla dolmuş,
Bahar mevsiminde doğmuş insanları düşünelim.

Dedenden geri geçmişini, küfür edilince değil,
Onların ruhlarına dokunarak hatırla ki,
Hakikat için tarçının kokusunun yanında
Birazda ev ekmeği, hikmet için katık olsun.
Mesela, hayvanlarına iyi davranır, pek çok söverlerdi,
Topraktan alır, kuyuya gömerlerdi.
Kapılarını kilitlemez, misafirliğe giderlerdi.
Ne rasyonel ne de empristti onlar,
Sadece pek güzel ekmek ederlerdi.
Volkan patlamak üzere, yüreğim iki kez yanacak.
Biraz tarçın kokusu; ekmek, geçmişini anacak,
Gök gürleyecek, sağanak bir yağmur yağacak,
İkisinden geriye, safi akıl kalacak.

 

Tarih: 19. 08. 2015

Bir Gidişin Ardından Dökülen Su

10681916_10153189306018986_428579690_n

Çekince bıçağı saplandığı yerden,
Ilık ılık akan hayatı, kan sandık.
Suyuna rüyalarımızı anlattığımız ırmak da kuruduğunda,
Üstümüzdeki yamalı giysiyi, hayat sandık.

***
Sen,
Ey bu kadar güzel gülüp de böyle kötü ağlatan çocuk;
Düştüğün yerden kalkamadık.
Baba yadigârı bir acı seninle miras kaldığında bize
Anladık, omzumuzdaki bu tabutun yükü ne kadar da tanıdık.
Bacağından süzülürken kanın,
Nice ak saçlılar, delikanlı arkadaşlarını hatırladı.
Mesela ciğerlerimizde o pis hava ile camdan attılar bizi,
Süleyman’ı aynı yerinden kurşunladılar.
Gördüm, Yusuf’un da saçlarında yine kan vardı.
Kapandı zannedilen yaraları yarıp, içine bir de sen girerken,
Şahit tuttuk yedi kat göğü tutan gökyüzünü
Şahit tuttuk yedi kat yeri taşıyan toprağı
Devlet yoktu! (daha&helliip;)

Tarih: 14. 08. 2015

Dilek Kutusu

Nedensiz yere gülmek istiyorum, kahkaha atmak, gözleriyle bana deli gömleği giydiren bakışların arasında. Nedensiz sinirlenmek ve sağlam bir yumruk atmak istiyorum, kaldırımda yürürken, karşıma çıkan ilk adama. O yerde kıvranırken, yakasına yapışıp ‘Neden?’ diye bağırmak için suratına. Neden yokken ağlamak, kalabalık bi hiçliğin ortasında… Ve ben değişmeliyim, bir nedene ihtiyaç duymadan.

  Sebep yokken sonuç çıkarmalıyım. Kaybolmalıyım. Birinin beni bulmasını beklemekten sıkıldığım için değil. Kabullenmek adına. Yalan değil, çok uğraştım kabullenemediğim bir topluma giriş biletini kazanmak için, umutsuzca. Evet, kaybolmalıyım. Ve nedensizlikler denizinin ortasındaki ıssızlık adasında, yanıma almadığım üç şeyle, ölüm mücadelesi vermeliyim. Yenilgi kabul edilemez olmalı benim için. Varsa hayatın bir dengesi, orada kendine yer bulamayanlar için. Tutunamayanlar için. Onlar için kazanmalıyım. Uydudan yerimi bulamasınlar diye ‘evde yokum’ yazmalıyım taşlarla, yosunlarla ve deniz kabuklarıyla. Olur da densiz bandıralı bi kuru yük gemisi gelirse, el sallayıp yön tarif etmeliyim. ‘Bir gemideyse insan, hala umut var demektir. Varmak istediğiniz hedef, üzerinde bulunduğum yas parçası değil. Ben de kurtarabileceğiniz biri değilim. Yolunuza gidin. Dönmeyin, kelimelerin tesir etmediği kulakları olan varlıkların yurdundan.’ Yeni vatanımın her karışını arşınlamalıyım. Anlayamadığım her insan için ağıtlar yakmalıyım, yalın ayak. Adadaki tek hindistan cevizi -ya da ne tür varsa işte- ağacının kökünü kazımalıyım. Zaten göt kadar olan adanın her gün bir metreküpünü denize bağışlamalıyım. -Kalmadığında ayaklarımı basacak toprak, engin mavi beni bağrına basacaktır.- En sonunda yüzmeyi unutup, bırakmalıyım kendimi derinlere. Balıklara sormalıyım “Boğulmuyor musunuz bu kalabalıkta?”. Tam cevap verecekken biri, ne diyeceğini unutmalı. Dönüp arkasını gitmeli, alıştığım gibi. Balıklarla da yapamayınca, ciğerlerime ağırlık yapan tüm havayı boşaltıp, daha hızlı batmalıyım. Yeteri kadar aşağılara indiğimde bilinç denen meretten sıyrılıp, krill’lerle dost olmalıyım. Derinlik sarhoşu olmadan sızmalıyım. Ve suya karışmalıyım o anda. Her şeyin anlamını yitirip hiçliğin tacı ele geçirdiği an. Ve işte tam ‘O an’ sen, çıkmalısın artık aklımdan.

Tarih: 06. 08. 2015

BİR KERE

Ballad No:7 ”Kavramsızlık”  Ferhat Armut

Bir kere kirlendi bâkir düşümüz, ‘’bilmek’’ adında bir fahişeyle
Bir kere düştü vicdanımıza, hani şu merak dedikleri
Ve bir daha gelirsem dünyaya, daha erken ölürdüm bir öncekine evvel
Bilmezler şefkâti, safi aşktır nedeni; üzülme cahil ve tembel!

Bir kere düştü gözyaşımız, zehirledi yeni yetmeleri
Bin kere söylendi, yetmedi, öküz boynuzundan türküleri
Bu dediğin kader değil, besbelli kendi beceriksizliğin
Bağışlanmadı, kazanıldı, henüz kaldıramadığın keyfi yüklerin

Bir kere mürekkep muhayyilen, arafta bırakmadı mı seni?
Sen, kendin tarafından düşülmüş cambaz!
Susuzluktan kırılmış yüreğini, karasabanla sürdüler
Geçmişine âşık, memnuniyetsiz! Zaman diye seni öylece ektiler

Bir kere yaşardık, âlicenap vaktin üzüm tanelerini
Sunmadığı kalmadı, pek çok da yandı, kuruttu kaldı; ağzı dolu lanetleri
Ve şimdi aklına dahi gelmez, kaz tüyüyle yazılmış isimleri
Tek bir sokak kaldı, orada olmalı, buz gibi yakar varlığı, -kendileri

Tarih: 25. 07. 2015

Sol Koluma Saplanan Şarapneller-III

11354832_10154015116448986_2140715671_n

Adam, kurusun diye kalbini çıkardı ve güneş gören bir odaya bıraktı. Bir müddet sonra döndüğünde, yerler, kalbinden süzülen damlalarla kaplanmıştı.

“Âh!” dedi, “Keşke kalbimin altına leğen koysaydım. Dağılmazdı içim böyle her yere.” Her damla bir kelimeydi hâlbuki. Ağzını açar açmaz “keşke”den ve “âh” dan birer damla baloncuk olup uçmuştu mesela. Ama tükenmemişti. Zira adamın içi keşke’lerle ve âh’larla doluydu.

Adam, “içim fazla yayılmasın” diye getirdiği kâğıtları damlaları çekmek için yere serdi. Burada yazılanlar o kâğıtların birinden olsa gerek. Bilmiyorum.

“Bazen açılan bir kapı, aslında tamamen kapanacak olan, hatta bir tarafa kapanırken başka bir tarafa açılacak olan bir kapının eşiği olabiliyor. Bilmiyoruz. Ama hayat da böyle bir eşik olsa gerek. İnsan, aklı bir karış havada olduğu, “ölümüne seviyorum” dediği delikanlılık yaşlarında aslında ölümüne büyüyormuş. Nice delikanlı arkadaşımın bir sebeple o büyük kapının diğer tarafına geçişinden olsa gerek delikanlılık yaşı bahsim. Ölüm kapısını geçmek için biriktirilen bir şeymiş hayat. Âh yüklü, keşke yüklü.

Ne çok âh biriktirmişim. Sahi herkesin âh’ının biriktiği bir yer var mı? (daha&helliip;)

Tarih: 27. 06. 2015

Beni Parantezin Dışında Bırakın

hand

Boşver bunları, bunları konuşmayalım.

Konuşursak çünkü, sen ne desen, ben inanırım.

Bilmiyorum anlattım mı sana buraları,

Uyanınca pencereden bakasım bile gelmiyor.

Ne yağmurları ne bulutları. Burada da

Senin ve benim adım birlikte telaffuz edilmiyor.

 

Unut bunları, bunları unutalım.

En azından sen unut, ben bir sigara daha yakmalıyım.

Burada hiçbir şey yok, -anlatmadım değil mi sana-

Bir ben bir de içimde büyüttüğüm sen dışında. (daha&helliip;)

Tarih: 16. 06. 2015

Psişik Mevzuular 41, ” Serbest Atışlar Ülkesi “

Cımbız Zekai: Rüyalar gerçek olsa; büsbütün boku yerdik.

,
24 Aralık 2012’de Resmi Feysbuk hesabımın Notlar bölümüne taslak olarak kaydettiğim;ufak tefek sayılabilecek birtakım değişikliklerle aşağıdaki hali alan rüya gibi bi’şeyin beyanı gibi bi’şeydir.

” Hayatım boyunca hiç görmediğim bir yerdeyiz. Gerçi bulunduğumuz yer diye bir yer mi var mı o bile muallak. Muallaklıklar, allak bullaklıklar ve dahi tepe taklaklıklar… Göz ısırıklığımın dahi bulunmadığı bir çekirdek ailenin karşısında biz de çekirdek ailemizle üç kişilik koltuğa beş kişi oturmuş vaziyetteyiz. Manzara bu,”

Babam: Allahın emri, peygamberin kavli ile oğlumuzu kızınıza istiyoruz!
Annem: Kızınızı oğlumuza olacaktı o…
Ben: N’oluyo burda! nerdeyiz biz? Şiirapis rüya mı lan bu? (daha&helliip;)

Tarih: 09. 06. 2015