Son Yazılar

Psişik Mevzuular 43, ” Kimse Kusura Bakmasın, Bu Kıyamet Kopartılacak! “

Fakat unutulmayacak şeyler vardır ve günlerin tek vasfı geçiciliğidir. Bu böyledir, hep, istisnasız…

Renklerin saltanatı şeklinde tebarüz eden ılık ve konuşkan o sonbahar sabahı mesela, hiç unutulmayacak. O günün uykusuzlukla zenginleştirilmiş gecesi de… Ona keza hevesler tarafından bile isteye kandırılmak için şahane bir gün olduğu da… Günlerden cumartesi,

Gece zor bile geçmeyen bi’geceydi. Geçmesi gereken geçmemiş, beklenen telefon gelmemiş üstelik erken uyanmıştım. Bozulan asabımı düzeltmeye çalışıyordum. Yeni nesil vileda ile saatlerce oynayıp zihnimi unutulmuş göl dinginliğine ulaştırdıktan sonra çekyatın üstüne bal misali akan güneş ışığına milimetrik sığınmış beklentisiz bekliyordum ki, bi’patırtı bi’kütürtü akmaya başlamıştı bahçeden odama, oradan da sığıntısı bulunduğum çekyata doğru. Bana ve kulaklarıma yani. Bahçede prova edilen mini kıyamet kopartma oyunu sahneleniyordu sanki. Balkona çıkarken Valide Hanım’a neler oluyor bahçede bab’ında işmar ettim.

“Ağaçlar” dedi “ Emin Bey’in manzarasını kapatıyormuş da kesmeye gelmişler. Hem de ihtarname ile.”

-Hem de ihtarname ile… Vay başını encamını s.kt.ğ.m.n dünyası g.tün flama sallayanısın- dedim içimden, çıktım balkona. Balkonda konuşacak olduğuma göre yaptığımın adı balkon konuşması olacaktı. Tuhaf bi’duygu, iç gıdıklayıcı. Akıcılığı ve bütünlüğü sağlamam lazım gibilerinden kendi kendime mırıldanırken; babamın ağzı mitralyöz gibi çalışıyor hedefini bulan küfürleri birbiri ardına sıralıyordu.

“ Dürzüler “ diyordu “ Ben öldükten sonra kesersiniz ancak vicdansızlar, dürzüleeeer… Ben yaşarken -önünü göstererek- ancak bunu kesersiniz vicdansız dürzüler “ diyor araya girenler olacağının eminliğiyle Emin Bey’in üstüne savlet ediyordu. Peder Bey’e küfrü ilk defa o anda yakıştırmıştım. Küfür, konu mühimse sevimli olabiliyormuş.

İşte tam o sırada ve o anda – bi’dak bi’dak- çıkışımla dikkatleri üzerime çekmeye çalıştım. Başarılıydım. Zira herkesin gözü benim üzerimdeydi artık. Kısa ve kesik öksürüklerle boğazımı temizledim.

“Kendi haline bırakılırsa kıyametin kopacağı falan yok. Onu bizim kopartmamız lazım, hem de acilen. Herkesin ama herkesin, en genel manasıyla iyi ve kusursuz olduğunu düşünürsek şayet; İlahi vaad olan kıyamet nasıl kopar, sorarım size ey Apartman Sekenesi!” diyerek söze başladım ve devam ettim.

“ En nihayetinde insan türü olarak kopartmak zorunda olduğumuz nur topu gibi bi’kıyametimiz var. Doğrudan doğruya fark etmeyiz belki bunu ama hepimiz içten içe biliriz ve var gücümüzle bunun için uğraşmaktan başka ne yapabiliriz ki zaten. Dünya bi’illettir Sn. Apartman Sekenesi ve biz ondan tamamen kurtulmak istiyorsak, ki bütün hal, hareketlerimiz bunu apaçık gözler önüne seriyor; onu daha yaşanmaz, katlanılmaz, yoğun ibnelikler odağı haline getirmek zorundayız. Ve size bravo, gerçekten bravo türümüze yakışanı layıkıyla yapıyorsunuz. İşte insan budur. Sizinle gurur duymamak elde değil. Ve sakın unutmayın Apartman Sekenesi; unutmak hafızada yuvalanan izlerin önem sırasının değişmesinden başka bi’şey değildir: Unutmak yok, ibneliğe devam. Dinlediğiniz için teşekkürler… “ diyerek noktaladıktan sonra diskurumu, Hasbinallah ve ni’mel vekil’ler eşliğinde odama çekildim ve kafamın içindeki boşluk vasıtasıyla dünyaya seslendim: “ Bu azimle gidersek çok yakın zamanda senden kurtuluruz. Bunu kutlamalıyız? ”

İlk gençlik yıllarımızda içinden geçtiğimiz tedrisat dünyayı avuçlarımızın içinde gösterirdi bize ve sokaklar hiç de istediğimiz gibi değildi. Şehir halkının kahir ekseriyetinin uykuya teslim olduğu saatlerde sokaklara çıkar, sprey boyalarla ideolojik açlığımızı duvarları görmek istediğimiz hale getirerek tatmin eder, muzaffer komutan edası ve hissedişleriyle dönerdik karargâhlarımıza. Duvarlara en çok “ Beklemediğiniz her yerde bekleyin bizi! “ sloganı yakışırdı ki bu slogan hayat karşısında insanın konumunu cuk güzel tarif ediyordu. Beklemediğim anda gelmişti beklediğim telefon. Ters köşeye yatmak… Kısa, kasvetli ve zoraki hal hatır sorma faslından sonra ancak gelebilmişti mevzu’a,

Geleceğe dair konuşmadığım için hiçbir şeyi planlayamadığını, bu sebeple kendini güvende hissedemediğini; ilintili olarak sürekli titrek ve yoğun bi’stres altında yaşadığını ve acilen bunlardan bahsetmem gerektiğini söylediğinde kişisel birçok sebepten ötürü her şeyi red ve terk etmenin bir adım önünde, “her şeye alışır insan dediğin” fikrinin bi adım ilerisindeydim.

– Yine aynı şeyi yapıyorsun; konuşmuyorsun? Allah’ım çıldıracağım artık. Ne yapmalıyım hiç bilmiyorum?

– Unut. Geleceği unut. Stresi, güveni, hayalini kurduğun o rahatlığı da unut. Hele hele plan dediğin o ölümcül tuzağı tamamıyla çıkar aklından. Toplumun doğru kabul edip yaptığı her şeyi sen de doğru bilip kabullendin. Sandıkların yanılttı seni. İşte böyle böyle ucuza harcadın kendini. Hayatını garantiye al telkinlerinin ruhunu kirletmesine izin verdin, kaybettin. Geleceğin muğlak ve muallaklığı adına şimdini feda ettin. Fason mutlulukların takipçisi olmakla eline ne geçti içini boşaltmaktan başka. Fakat sen şimdi yine de unut bunları. Unut ve uyu. Uyku en etkili temizliktir çünkü. Çok kıymetli bi’büyüğümüzün de dediği gibi: “ Plansızlık en iyi plandır. Ama sen yine de madara olmak istiyorsan hiç durma durmaksızın durmadan plan yap.” Söyleyeceklerim bu kadar,

– Olan biten bunca şeyden sonra bütün söyleyeceklerin bu kadar öyle mi? Senin Allah belanı versin; versin de için
kurusun emi. Benim de söyleyeceklerim bu kadar ruhsuz herif.

Olan biten bunca şey derken kastı neydi, neyi ne kadar anlatmak istiyordu; abartıyor muydu yoksa hakkaten o denli yüksek mi yaşıyordu dönemini anlamamıştım. Cismen ve ruhen içinde bulunduğum konum istemememi ve anlamamamı iktiza ediyordu çünkü. Bir mevzu’un üzerine yatacaksan söylemen gereken – Dik dur, kapatıyorum’dur. – Söyledim…

-Dik dur, kapatıyorum!

-Pisl…

Kıyamet, unutmak, terk, red, planlar, insanlar blalar blalar… Hercümerc olmuş kafamın içini şiddete meyilli şizofren kedilerin çete savaşlarına meydan yapmıştı. Bununla beraber çok kıymetli başka bi’büyüğümüzün de bu gibi durumlarda tekrar tekrar dile getirdiği gibi:

” Felaket dediğin üst üste gelir. Üst üste gelmeyen felaketin ta damına konayım ben! ”

Tarih: 11. 02. 2016

Pamuk İpliğine Düğümler-2

“Beni hatırlamayın. Hatırda kalacak bir yanım yok. Yalnızca biraz şefkat bakışlarınızdan beklediğim. Benimle birlikte tüm insanlığa ve tüm hayvanata ve tüm var olana. ‘Şu köşede kıyamet kopuyor. Hadi elimden tutun, gidelim bu lanet yerden.’ desem kim benimle gelecek kadar hazır. Ben değilim. Ne yaşamaya ne de ölmeye. ‘E peki ne bok yemeye?’ Hele bi durun, biraz zamana ihtiyacım var. Kendimi kurtarmak yetmez, belki içinizden bi kaçını da beraberimde götürürüm. Ama önce, beynimi kemiren kurtlar senin de parazitin olmalı. Sorduğum sorular dönüp dolaşıp ayağına takılmalı. Boşunaysa tüm bu kafamdaki karmaşa, sen elimden tutmalısın ki yeniden doğamasam bile ölmeden bi anlamım olmalı. Bu üzerimizdeki ölü toprağı hepimizden sorulacak. Benimki sana, seninki yine sana. Haha. Öyle değil aslında. Ama delirmişsem bi sebebi olmalı.” (daha&helliip;)

Tarih: 01. 02. 2016

Bu Bulantı Mideye Değildir

Gastronomik telaşlar ile geçirdiğimiz onlarca sene,
İsraf değildir bu ömürden, ama insanı yüceltmez de.
Mide, karanlık bir bok çukuruna adaptasyon,
Suyuna gidersen cennetten rezervasyon aynı zamanda.
Olmasaydı böyle bir uğraş, düşün mahrum kalınacak zevkleri?
Düşünme! Düşünmeyle bilinemez elbette…

Uyuyan ile ölene gösterdiğiniz saygının yarısını,
Tembellere de gösterin, hem onlarda hiçbir şey yapmıyorlar.

Mutluluğa ulaşmak için küçük bir önerim naçizane:
Kurabiye dolu kavanoza uzanmak istemelisin; nihayetinde
Kurabiyeler değil, kavanozun şeklidir seni büyüleyen.
Birini yemek yerken izleyip şenlenen insanlar da iyidir.
Hem yalnız değilsin hem de sadece sen yersin,
Cebinde olmalı bunlardan birkaç tanesi, bu yemek işi hiç bitmesin. (daha&helliip;)

Tarih: 27. 01. 2016

Psişik Mevzuular 42, ” Buluşmaların Buluşu: Koltuk Takımı “

İlgisi bulunan hemen hemen herkesin bildiği bi’Kızılderili hikâyesi anlatmış ve eklemiştim: “ Bu dünyada boş beleş işlerle bi’tek Kızılderililer uğraşmamıştır. Bu yüzdendir ki Kızılderililer’in fıkrası yoktur. Paso atasözü paso öğüt, “ dedikten sonra; semtimizin 7/24 hizmet veren güzide balıkçısı Ton Balık’ın önünden geçerken yani…

-Balık yiyelim mi? Diye sordu Şef,
-Balık yemek için geç kaldık sanki biraz Şef?
-Haklısın. Balıklar da uyumuş olabilir…

Bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki, dünyaya bi’kere daha gelseydim yine Şef ile tanış olup adeta bi’dilek balonu gibi içten içe yanarak bi’çırpıda sönen hayaller kurmak isterdim. En nihayetinde sıradan bi’trajediyi nüktedan bi’neşeye çevirebilenlerle kim tanış olmak istemez ki?

Kendisine sıra dışı bi’fayda dokundurma yöntemi belirlediği muhakkak idi ve bi’kütüphane ancak böyle dâhice tasarlanmış geç kalmalar sayesinde esaslı bi’kütüphane olabilirdi. (daha&helliip;)

Tarih: 14. 01. 2016

Melek’in Gözlerinde Gördüğümdür

CVpbwMZVEAA2yVW

Esasında bu bir kördüğümdür.

İnsanın insana utanç olduğu devirlere büyüdük. Ve biz büyüdükçe utanç da büyüdü. Kendimize dair “dik duruyor” zannımızdan, anlayamadık dünyanın yamuk olduğunu. Bir yamukta var olan yamukluğumuz, bizi yamuk dünyaya göre “dik” yapsa da, Melek’in gözlerinde kamburumuz görünüyor.

Çünkü Melek’in gözleri her şeyi gördü. Lakin Melek’in gözlerinin kaç uçak, kaç roket, kaç füze, kaç kopmuş kol ve ölmüş insan gördüğünün istatistiği tutulmuyor. Artık insan da dâhil hiçbir şey insan sınırı içinde değil ve Melek’in gözlerinde taşıdıkları, insani olmayan hiçbir şeye somut veri teşkil etmiyor.

İnsan bazen yanlış bir şey yapmasa da ona mukabil edilgenliği ile yanlışı büyütebiliyor. Zalim olmasa da mazlum, yani zulüm gören olmak gibi.

İnsanın bu yüzyılda eksik kalan yanı, acıyı hissetmemesi. Hâl böyle olunca bombalanan bir pazar yerini izlerken sofrada salatanın suyuna ekmek banabiliyoruz. Yine çayını karıştırırken, “hastanede yaralı çocukların ağlamasını duyunca “televizyonun sesi çok fazla, kıs lütfen” diyebiliyoruz. Yahut haddinden fazla “bilinçli” birkaç genç olarak unutmama yeminleri edip, ardından ağzımızı ayıra ayıra gülebileceğimiz bir lakırdının etrafında saatlerce çömelebiliyoruz. Sonunda herkes her şeyi unutuyor ve kimsenin de kalbine bir bok olmuyor. (daha&helliip;)

Tarih: 03. 01. 2016

Düşüncemin Sesi

Biyolojik varlığının ötesine geçemediğinden ya şikayetin,
Talihsizliğine şükret ya bunu başarabilseydin?

Hepsini duymak istediğinden emin misin?
Bir noktaya takılıp kalıyorum, aslında her şey birer nokta.
Dışarıdaki evrenin içi ve içerideki evrenin dışı,
Kendini aynı yerde bulamıyorsun!

Bunlar, hamamdaki soğuk su şakaları gibidir.
Yaptığın kişi hariç, herkese komik gelir.
Tarifine uyan hayvanatı yemlemeye hiç niyetim yok,
-İnsan- dediğim yek düşünceden payeler sunmanın yanında. (daha&helliip;)

Tarih: 02. 12. 2015

Değişen Dünyanın İnsanları

Fahrenheit 451

“Pazartesi Miller Yakarız,

Salı Tolstoy,

Çarşamba Walt Whitman.

Cuma Faulkner,

Cumartesi ve Pazar da Schopenhauer ve Sartre…”

 

Fikrin öldüğü bir dünyadayız…

Kitapların yasaklandığı bir dünya…

İtfaiyecilerin görevi yangın söndürmek değil. Yangın çıkarmak. Kitap yangını…

Değişen Dünyanın İnsanları özgün adı ile Fahrenheit 451 İngiltere ve Fransa ortak yapımı bir filmdir. François Truffaut’un yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı film 1966 yılında gösterime girmiştir.

Filmimiz Ray Bradbury‘ın aynı isimli kitabından sinemaya uyarlanmıştır. Ray Bradburyın kitabında konu Amerika’da gelecek bir zaman diliminde geçmiş olsa da film yer ve zaman belirtilmeden izleyiciye sunulmuştur. Görüntünün ve resmin yaygınlaştığı bir çağda televizyon insanları esir almış durumdadır. Katı yönetim tarafından sunulan her şey halk tarafından sorgusuzca kabul edilmektedir. (daha&helliip;)

Tarih: 09. 09. 2015

Sevgiliye Mektuplar

 

“Kayıp ruhun kabul görmüş bedenisindir, özündeki yaraları sözündeki yalanlarla saklayan.”

Ara sıra takındığın sitemkar ses tonuyla anlatıyordun başından geçenleri. Birilerine sinirlenmiş, birilerine sinir olmuş, herkesten nefret ediyordun. Hayatın, mecburiyetler sebepli, verdiği dersin en çalışkan öğrencisi olarak her zamanki kabullenmişlikle cevap verdim: ‘Boşver. Hadi uyu; uyandığında her şey eskisi gibi olacak.’ Sana da kızıyorum dedin. Neden dedim, ben ne yaptım sana? Hiçbir şey. Bir şey yapmadığım için mi kızgınsın? Evet. Yani seni kızdırmadığım için kızgınsın. Evet. (daha&helliip;)

Tarih: 02. 09. 2015