Son Yazılar

Sol Koluma Saplanan Şarapneller-III

11354832_10154015116448986_2140715671_n

Adam, kurusun diye kalbini çıkardı ve güneş gören bir odaya bıraktı. Bir müddet sonra döndüğünde, yerler, kalbinden süzülen damlalarla kaplanmıştı.

“Âh!” dedi, “Keşke kalbimin altına leğen koysaydım. Dağılmazdı içim böyle her yere.” Her damla bir kelimeydi hâlbuki. Ağzını açar açmaz “keşke”den ve “âh” dan birer damla baloncuk olup uçmuştu mesela. Ama tükenmemişti. Zira adamın içi keşke’lerle ve âh’larla doluydu.

Adam, “içim fazla yayılmasın” diye getirdiği kâğıtları damlaları çekmek için yere serdi. Burada yazılanlar o kâğıtların birinden olsa gerek. Bilmiyorum.

“Bazen açılan bir kapı, aslında tamamen kapanacak olan, hatta bir tarafa kapanırken başka bir tarafa açılacak olan bir kapının eşiği olabiliyor. Bilmiyoruz. Ama hayat da böyle bir eşik olsa gerek. İnsan, aklı bir karış havada olduğu, “ölümüne seviyorum” dediği delikanlılık yaşlarında aslında ölümüne büyüyormuş. Nice delikanlı arkadaşımın bir sebeple o büyük kapının diğer tarafına geçişinden olsa gerek delikanlılık yaşı bahsim. Ölüm kapısını geçmek için biriktirilen bir şeymiş hayat. Âh yüklü, keşke yüklü.

Ne çok âh biriktirmişim. Sahi herkesin âh’ının biriktiği bir yer var mı? (daha&helliip;)

Tarih: 27. 06. 2015

Beni Parantezin Dışında Bırakın

hand

Boşver bunları, bunları konuşmayalım.

Konuşursak çünkü, sen ne desen, ben inanırım.

Bilmiyorum anlattım mı sana buraları,

Uyanınca pencereden bakasım bile gelmiyor.

Ne yağmurları ne bulutları. Burada da

Senin ve benim adım birlikte telaffuz edilmiyor.

 

Unut bunları, bunları unutalım.

En azından sen unut, ben bir sigara daha yakmalıyım.

Burada hiçbir şey yok, -anlatmadım değil mi sana-

Bir ben bir de içimde büyüttüğüm sen dışında. (daha&helliip;)

Tarih: 16. 06. 2015

Psişik Mevzuular 41, ” Serbest Atışlar Ülkesi “

Cımbız Zekai: Rüyalar gerçek olsa; büsbütün boku yerdik.

,
24 Aralık 2012’de Resmi Feysbuk hesabımın Notlar bölümüne taslak olarak kaydettiğim;ufak tefek sayılabilecek birtakım değişikliklerle aşağıdaki hali alan rüya gibi bi’şeyin beyanı gibi bi’şeydir.

” Hayatım boyunca hiç görmediğim bir yerdeyiz. Gerçi bulunduğumuz yer diye bir yer mi var mı o bile muallak. Muallaklıklar, allak bullaklıklar ve dahi tepe taklaklıklar… Göz ısırıklığımın dahi bulunmadığı bir çekirdek ailenin karşısında biz de çekirdek ailemizle üç kişilik koltuğa beş kişi oturmuş vaziyetteyiz. Manzara bu,”

Babam: Allahın emri, peygamberin kavli ile oğlumuzu kızınıza istiyoruz!
Annem: Kızınızı oğlumuza olacaktı o…
Ben: N’oluyo burda! nerdeyiz biz? Şiirapis rüya mı lan bu? (daha&helliip;)

Tarih: 09. 06. 2015

Bizimki Kızıl

Kınamamak, kınanmamak

Taşkın bir ırmak olarak

Çölün kaskatı yüreğine akmak

Kaynamak oradan buhar buhar

Sonra simasına sahranın

En çok da zorlu ve mağrur

Çenesine yağmak istiyorum.

Sorgulara, prangalara tutulmamak yavrum

Kınamamak, kınanmamak hergün…

 

“Hımm, demek O sizsiniz.

Siz bizdeydiniz.”

Biz misiniz? Siz kim? Değil miyiz

Ki tenha herbirimiz? Ama

Yeni yeni ısınan bir ibda sabahları

Küskün intibaı yanında menekşelerin

Bizi yorgun karşılayan akşam sefaları

Ufak emeller, teferruatlar

Bazen ayartıcı, bazen yol gösterici

Var yada yok olmayan iltifatlar… (daha&helliip;)

Tarih: 30. 05. 2015

Bulutlar, Katran Gibi Bulutlar

Ben yanlışım, kabullenmediğiniz. Ardınızda kalanım, aklınızdan çıkaramadığınız. Duymak istemeyip kulak tıkadıklarınız, görmek istemeyip yüz çevirdikleriniz. Ben, bu dünyaya ait olmadığınızı düşündüğünüz gecelerde gökteki en parlak onüçüncü yıldızım, kuzeyde. Acılarınızı kamulaştıran, sancılarınızın noter tasdikli yasal varisi benim. Öğrendiğiniz çaresizlik, unuttuğunuz pişmanlık. Ben karıncayım, karanlık bir gecede üzerine basıp, farkına varmadığınız.

Aslına bakarsanız benim sizinle bi alıp veremediğim yok. Ben Olcay Şahan’ın müthiş sol ayağıyım ve hayata dair ne varsa ıskaladım.

“ Bütün hatırladığım karanlık. Umutsuzluk ve çaresizliğin varlığım üzerine gecekondu dikmesi gibiydi. İç karartan o koyu renkli bulutlardan oluşmuş bir evren ve ortasında yalnızca ben. Gök gürültüsü gibi çıkan ses tüm pişmanlıklarımı ve hatalarımı gürlüyor. Gözlerimi kapatamıyorum. Bulutların arasında tüm acılarım görsel bir şölen ve ben tek seyirciyim. Sadece kötü hislerden oluşan bir rüya… (daha&helliip;)

Tarih: 21. 05. 2015

İçli Bir Türkünün İçi

417188_208748989226460_1938204504_n

 

Biz,
Sıvasız evde büyüyen çocukların çocukları
Yani bir apartman dairesine çocukları ile beraber taşınanların.
“O duvarlar anamın duasıyla sıvalı” derdi, yıkılmaz,
Başımıza yıkılsa da yarınımıza yıkılmaz.
Vakit, açlıktan duvarların bile yıkıldığı vakitti hâlbuki
Nefesleri kokan, sabırları tüten adamların vakti.
Öyleydi;
Duvarlarında keder adlı çivilerin çakıldığı
O çivilere mukimlerin, kan çanağı gözlerini astığı evler.

Elimden tuttu ve şöyle dedi babam
Bak oğlum, bu evlerde içli bir türkünün içi var

Biz,
Pazarda su satıyor diye zabıtadan tokat yiyen çocukların çocukları,
Yani dişini sıkmayı, ismini söylemeyi öğrenmeden evvel öğrenenlerin (daha&helliip;)

Tarih: 09. 05. 2015

Ay Bile Gidermiş, Terk Edermiş Geceyi

Yanında sen olmayınca, sıkılır yalnızlığım

Elinden tutan olsa beni de geride bırakır

Umut bile elinden tutmaz o vakit

Karamsarlığın süit odasındadır

 

Çay demlersin tatmin olmaz

Sigara yakarsın dönüp bakmaz

Gel dışarı çıkalım dersin, yok.

Siz çıkın abi benim karnım tok… (daha&helliip;)

Tarih: 29. 04. 2015

TESELLİYE İNDİRGEMEK

‘’Uzun zamandır kendisinden haber alınamayan tavus kuşunun aksine,
Geride kalan her fragmanda varlığını hissettirir, mevzudaki kargalar…’’

Kendime eziyetim, ahlakı fazıla!
Görmemeliydim, bir araba ağlayan adamı,
Duymamalıydım hep bir ağızdan…
Kâğıttaki memnun olmadığım eksik düşüncelerimin,
Gönüllerini alırken, mürekkep kurumuş mu?
Dün akşam, benden daha rahat uyumuş mu?
Nedir bu mutluluk düşmanlığım?
Kar yağıyormuş evin içine,
Ben, saat kaç olmuş, hâlâ dışarıdayım. (daha&helliip;)

Tarih: 12. 04. 2015