Son Yazılar

Unutulan Bir Resim

Hüseyin Utku Gülbahar’ın hiç gelmeyecek olan gençliğine…

Eğildi ömür, çizildi kader
Bugün dünyaya bir hâl oldu
Gözlerimizin içine damlasın artık keder
Ahirete kaldı dualarımızdaki utku.
****

Güneşin doğmadığı yerdeki bu serinlik,
Kendi gölgemiz zannettiğimiz bir karanlık.
Biz bu hayatın yıkık duvarıyız,
Nisyan adlı çivi çakılı gırtlağımızın tuğlalarında
O çivilerde bir resim,
Boyundan büyük bir koldan sarkan, minicik ayakların olduğu.
Yani sende sana, bende bana haram zıkkım olacak bir yaşanmışlık.
Olmadı.
Ayakkabımızı soksak yutacağımız genişlikte boğazımızla
Yaşadık, yaşıyoruz,
Seslenseler, kum olup düşecek iskeletlerimizle.

Göğsümün ortasından çaktılar beni bu duvara Hüseyin,
Hayatın zaruretleri denilen biz kazıkla.
Gözümde damla damla birikenleri verdim önce.
Saçımdaki o ilk akların taşıdığı anıları sonra.
Anladım, seninle biz, aynı göğün altında değiliz.
Bir bir anlattım o kirli gözlere,
Yağmurlu göğün bağrında gördüklerimi. (daha&helliip;)

Tarih: 06. 09. 2016

Şarapneller-IV

6250_10

Burası esasında konuşamayanların yeri. Hayatında kaçırdığı ne varsa konuşamadığından dolayı kaçıranların yeri. Yoksa insan niye yazsın. Niye bütün konuşamadıklarını, bir kalemle kâğıdın göğsüne kazısın. Bu, son noktadır.

Bunu da buraya yazıyorum. Okunabilir mi, anlaşılabilir mi bilmiyorum. Zira kalemin kalem, kâğıdın kâğıt, lafın ise kelâm olmadığı bir çağda yazıyorum. Belki de bundandır bizim pervasızlığımız. Yazma hadsizliğimiz.  Bize de gün doğması bundandır belki. Gün doğması derken; daha önce de dediğim gibi hâlâ güneşi ve ampulü ayırt edemiyorum. Yani süzülerek kapımın altından odama vuran her ışıkta bir şafak heyecanı yaşıyorum. Ve çok iyi anlıyorum ışığa üşüşen sinekleri. Tanpınar demişti; “Hakikatte bir şafak diye baktığın şey, bir yangındır.” Diyemiyorsun işte; “bir yangınımız bile yok baba, karanlığa bakıyoruz şafak diye, koca bir karanlığa”

Tanpınar bu cümleyi şöyle bitirmişti; “Hiçbir yara kurcalamakla iyileşmez.” (daha&helliip;)

Tarih: 17. 06. 2016

Gündüzün Hayrına Yorulmalı Gecenin Kasveti

Bir yıldız kayıyor ve ben bir dilek tutuyorum.

O hareket etmiyor olsa dahi, ben mutlu olmak istiyorum.

Geçenlerde yine kapım çalındı, üç kez art arda.

Yokum dedim, yine, bir daha çalınmama pahasına.

Sanıyorum bu özgüven artık yalnızlığa çalıyor.

Ah, bir de her gelen seni aratmasa. (daha&helliip;)

Tarih: 23. 05. 2016

Psişik Mevzuular 44, ” Önemi Olmayan Küçük Yanlış Anlamalar! “

6 Mayıs 2014 Pazartesi, 8373’ten telefonuma düşen mesaj:

“ Yağı kemiğine bürünmüş oğlak mevsiminin son demlerini yaşadığımız bu günün akşamında, tabii ki Bakan’ın Ganyanda ve dahi İstanbul yarışlarının son ayağına müteakiben toplanıyoruz. Mavra büyük. Dünya yansa yıkılsa gel. Harbiden !-! ”

Ünlem tire ünlem(!-!) : Bi’nevi semtsel şifre, kesinlikle kaçırılmaması gereken bi’mavra olacağının emaresi.
8373: Semt hayatının inceliklerinin halen yaşandığı ve yaşatıldığı Semt-i Tepecik’in kurumsal telefon numarası. Semtin ileri gelenleri tarafından akledilmiş akıl dolu bir hizmet.Haberi aldıktan sonra Reis’i aradım, hemen dakkasına.

-Reis geçerken beni de alırsın. Evdeyim yahut o ağacın altında. Bilmem hatırlıyor musun?

-Tağmmam tağmmam.

Semt hayatını teneffüs ettiysen böyle kısa ve net konuşman gerekir. Adaptandır. Adapsa, her şey…

Ganyana girdiğimizde yarışseverlerin handiyse hepsi dağılmış, oğlak çevirme temalı akıllara zarar bi’sofra kurulmuş durumdaydı.

Hayata karşı takındığı tavır ve gündelik işlerinde kullandığı üslup, jest ve mimikleriyle tam da bizim anladığımız manada Reis lakaplı Reis, zamanında kovaladığı devrim, sosyalizm, halkların özgürlüğü ve kardeşliği gibilerinden kavramlar sebebiyle üstüne isminden önce yapışan lakabıyla Halkımız Cihan Usta, bilhassa üstüne vazife olmayan işleri vazife edinmesiyle meşhur olmuş Bakan, gelmiş geçmiş en efsane selfie gurusu Süslü Nusret Abi, hesapta olmayan ihtimaller, hesabın en kuvvetli kalemidir yanılgısını hayatının her anına taşıyan Hiçbelliolmaz Eko, iki kişilik sandalyede tek başına oturduğu halde üç kişi oturuyormuş gibi görünen Büyük Başkan, sessizin sessizi ses tonuyla kendisini can kulağıyla dinletebilen ve fakat ne hazindir ki hiçbir şey anlatamayan Cımbız ve bendeniz Son İttihadçı mahlasımla akşamcı sofrasının müdavimlerini oluşturuyorduk. (daha&helliip;)

Tarih: 28. 03. 2016

MAHZEN

col1-1

Anjelika Akbar/ Kamelya

Evvelce nesir doğar, nesir yaşardı bu toprakların insanları,
Yalnızca ölürken ilahi şiirden iki mısra dudaklarında,
Yoksunluk yakınca anlarlar; acıdan akan bir yudum şaraptan,
Bir yudum da taze ilkbahardan alalım, azık olsun yanımızda.

Mahzenin çürümüş fıçıları pejmürde, içindekiler sirkeye benzer,
İptidai olan ahlakları; bir de karanlıkta beni beklerler.
Ateşler içinde ruhun asaleti, yüksekten düşünce naçar oldu serkeş,
Övünçleri taşmış ağızlarından, çirkinleşmiş etrafımdaki herkes.

Gözlerimi kapadığımda hezarfen olurum, hiç tasalanmam.
Kirpikler vedalaşınca sesler çoğalır, aralarında kalırım samimiyetsiz!
Istırabım kendimle; batın ederim zatımı da sonra ete kemiğe bürünürüm,
Hem bizi cahil bırakanlar, bu âlimler değil miydi kifayetsiz! (daha&helliip;)

Tarih: 01. 03. 2016

Ben, Toprak ve Fırat

10681916_10153189306018986_428579690_n

 

Bir kış günüydü, kesildi damarımız
Adımızı kazıdılar yanımızdan.
Tabutluklarda Tanrı Dağı’nı gören adamların
Gözlerinden düştük önce.
Sıkılan yumruk açılınca anladık,
Morarmış tırnaktık şahadet parmağında.
Bizi paslı bir kerpetenle söktüler.
Düşmek, sökülmek, kesilmek
Ne zordu anlatamadım.
Anlatamazsın da…
Bağıracağın kuyulara saklandın sen,
Alnında parlayan korkularla.
Uçuruma itilme korkusuyla saklandığımız kuyular,
Düşüp kaybolacağımız vadiden daha aydınlık değildi hâlbuki.
Soğuk zeminde bir yankı olarak kaldık.
Çünkü tükürülmüş kırık bir diştik artık,
Filistin askısında “Allah” diyen ağızlardan.

Sonra Fırat düştü.
Her şey, her yanıyla bir kez daha düştü.
Hüseyin’in dipçiklenen başındaki takkesi,
Kurşunlanan Ahmet’in ellerinden kitabı,
Acılı ananın dövünürken yazması,
Dilini ısıra ısıra ağlayan babanın omzu…
En son; gözyaşı düştü toprağa.
Hâlbuki kavilleşmiştik ağlamamak için
Her şeyiyle tersine olan bir şehrin sokağında.
Yani; insanın, tanındığı yerinden vurulduğu bir şehirde,
Gözyaşlarımızdan vurulmamak adına.
Ses verdi toprak;
“üzerime ne döküldüyse
Benden çağlayacak da odur”
“Fırat” dedim “Fırat”
Kan tükürdü toprak
Hakkı alınmamış kanlar adına. (daha&helliip;)

Tarih: 19. 02. 2016

Psişik Mevzuular 43, ” Kimse Kusura Bakmasın, Bu Kıyamet Kopartılacak! “

Fakat unutulmayacak şeyler vardır ve günlerin tek vasfı geçiciliğidir. Bu böyledir, hep, istisnasız…

Renklerin saltanatı şeklinde tebarüz eden ılık ve konuşkan o sonbahar sabahı mesela, hiç unutulmayacak. O günün uykusuzlukla zenginleştirilmiş gecesi de… Ona keza hevesler tarafından bile isteye kandırılmak için şahane bir gün olduğu da… Günlerden cumartesi,

Gece zor bile geçmeyen bi’geceydi. Geçmesi gereken geçmemiş, beklenen telefon gelmemiş üstelik erken uyanmıştım. Bozulan asabımı düzeltmeye çalışıyordum. Yeni nesil vileda ile saatlerce oynayıp zihnimi unutulmuş göl dinginliğine ulaştırdıktan sonra çekyatın üstüne bal misali akan güneş ışığına milimetrik sığınmış beklentisiz bekliyordum ki, bi’patırtı bi’kütürtü akmaya başlamıştı bahçeden odama, oradan da sığıntısı bulunduğum çekyata doğru. Bana ve kulaklarıma yani. Bahçede prova edilen mini kıyamet kopartma oyunu sahneleniyordu sanki. Balkona çıkarken Valide Hanım’a neler oluyor bahçede bab’ında işmar ettim. (daha&helliip;)

Tarih: 11. 02. 2016

Pamuk İpliğine Düğümler-2

“Beni hatırlamayın. Hatırda kalacak bir yanım yok. Yalnızca biraz şefkat bakışlarınızdan beklediğim. Benimle birlikte tüm insanlığa ve tüm hayvanata ve tüm var olana. ‘Şu köşede kıyamet kopuyor. Hadi elimden tutun, gidelim bu lanet yerden.’ desem kim benimle gelecek kadar hazır. Ben değilim. Ne yaşamaya ne de ölmeye. ‘E peki ne bok yemeye?’ Hele bi durun, biraz zamana ihtiyacım var. Kendimi kurtarmak yetmez, belki içinizden bi kaçını da beraberimde götürürüm. Ama önce, beynimi kemiren kurtlar senin de parazitin olmalı. Sorduğum sorular dönüp dolaşıp ayağına takılmalı. Boşunaysa tüm bu kafamdaki karmaşa, sen elimden tutmalısın ki yeniden doğamasam bile ölmeden bi anlamım olmalı. Bu üzerimizdeki ölü toprağı hepimizden sorulacak. Benimki sana, seninki yine sana. Haha. Öyle değil aslında. Ama delirmişsem bi sebebi olmalı.” (daha&helliip;)

Tarih: 01. 02. 2016

400-051 exam 70-178 exam 70-331 exam 70-413 exam 70-465 exam 70-467 exam 70-484 exam 70-485 exam 74-338 exam 400-101 70-410 050-SEPROAUTH-02 200-120 MB2-703 070-462 70-462 70-461 070-410 JN0-102 70-411 C_TADM51_731 C4090-958 70-483 EX300 070-461 MB2-702 MB7-702 220-802 400-101 646-206 700-501 70-480 C4040-108 MB2-701 070-411 100-101 640-554 700-505 70-457 70-460 C2150-197 EX0-001 070-243 70-466 C_THR12_66 C4040-225 1Z0-061 70-347 C4090-452 VCP-550 070-177 070-412 70-417 70-463 70-488 C_HANATEC131 C2090-303 C2090-614 70-331 MB5-705 070-247 070-347 070-463 300-206 70-243 74-325 C2020-622 C2030-283 C2090-540 C2180-278 HP0-J73 ICBB 070-246 070-341 070-417 070-457 070-458 1Z0-481 1Z0-599 300-207 70-246 70-414 A00-240 C_TAW12_731 C4030-670 C4040-224 C4090-450 C4120-783 EX200 MB2-700 MB3-700 MB6-869 OG0-093 VCP-510 VCP550 070-178 070-331 070-467 070-667 070-684 070-687 1Z0-051 1Z0-060 1Z0-478 1Z0-485 1Z0-897 200-120 220-801 500-201 70-346 70-412 70-458 70-486 820-421 820-422 C2170-008 C2180-275 C2180-276 C4040-123 JN0-343 M70-201 M70-301 NS0-504 70-410 PW0-204 3001 050-720 070-480 070-487